Siverek Haberleri I Siverek Haber

ŞÜKRÜ DOLAŞ İLE VEFALAŞMAK

Mustafa Karadağlı

Vefa’nın İstanbul’da bir semt olduğunu herkes bilir, hatta bir zamanlar Siverekliler de bilirdi…

Ahde vefa dendiğinde sevgide durma, bir şeyi yapmak için kendine söz verme olduğunu bilirde, nedense bu sözün sevgi üzerine olduğu pek düşünülmez.

Rodoslu zindancıya vefa borcundan dolayı bugün “Vefa” olarak anılan semte adını veren Ebul Vefa’yı yetiştiren milletin çocuklarında “vefa” kalmadı ne yazık ki. Ne zaman vefadan bahsedilse, “İstanbul’da bir semt adı” deyip geçiştiriyoruz.

Fuzuli Irak Kerbela’sında ölmeden önce şunları söylemişti vefaya dair:

Dost bî-vefâ, felek bî-rahm, devran bî-sükûn,
Derd çoh, hem-derd yoh, düşmen kavî, tâli’ zebûn

Mealen:

“Dost  vefasız, felek acımasız, dünya karışık
Dert çok, dert ortağı yok, düşman zor, talihim âciz” diyor.

Mert, vefalı, ve sanatsever kimliğiyle tanınan şehirlerin vefasızlıklarını görseydi acaba neler söylerdi o büyük şair?

Atalarımızdan büyük bedeller ödeyerek devir aldığımız; sevgi, saygı, şefkat, merhamet, fedakârlık ve vefa gibi en değerli duygularımız acımasız bir şekilde eriyip gidiyor. Bu ulvi değerlerimiz, kimi zaman pazarlamacılar, kimi zaman tacirler, kimi zaman makam hastaları, kimi zaman dost bildiklerimiz tarafından o kadar sömürüldü ve kullanıldı ki, kelimeler anlamlarını yitirip öksüz kaldı. Ölüm hak ama, bunlarsız da “insan” olunmaz yani... Bu bakımdan bunlara yeniden hayat vermek için yeni bir yol bulmak lazım. Gerisi boş…

Vakarı ve ciddiyeti beni ortaokul yıllarımda etkilemişti Şükrü DOLAŞ Ağabeyin. Gazeteciliği ve okumayı elinde gördüğüm gazete nüshalarıyla tanımıştım. Gayri ne kadar, elime bir kitap alsam, ne kadar gazete okumaya başlasam, bir Şükrü Ağabeyi, bir de Atiye Hocam’ı anımsar emekleri karşısında mihnet duyarım.

Kırlaşmış, saç ve sakalı sırtında meslek çantası ve elinden bir türlü düşürmediği sigarası onu bu şehirle müsemma kılmıştır. Siverek sevdası, en çok ona ve Koçaali Ağabeye yakışır sanırım. Dünya bu, nice zulümler, ihanetler, göçler ve yıkımlar gördü; fakat bu denli bir zulüm ve haksızlıkla da ilk kez Şükrü Ağabeyin şahsında karşılaştık. Evet, hukuksuz bir şekilde görevinden el çektirilen bu kıdemli gazeteciye ne yazık ki bu kadim şehir hak ettiği vefayı gösteremedi henüz. En zor zamanlarında yanında durdukları, dost zannettikleri ve gönüldaş görünenlerde gerekeni yap(a)madı. Tebessümü gitmiş yüzünü vefaya küsmüş bir şekilde, uzun uzun gözlemledim. Yüzüne bakacak bir yüz, onu suçlayacak bir dil ve delil bulamadım. Beynim kemirilip duruyor: Nedenlerle, niçinlerle…

Nerede bir mazlum ve gureba varsa kapısındaydı. Gazetecilikten çok sosyal yardımlar konusunda uzmandı. Unutulmuş, gururundan kendini gizlemiş tüm muhtaçların muaviniydi. Bir meslek ancak bu kadar içselleştirilir; bir meslek ancak bu kadar aşkla ifa edilebilirdi.

Onunla, en son, yıkık bir evde, eşi cezaevinde sekiz çocuğuyla yaşam mücadelesi veren bir aileyi ziyarete gitmiştik. Gördüğü manzara karşısında fotoğraf çekememiş, gözyaşlarına boğulmuştu. Onu, İlk defa böyle görmüştüm; mahzun ve bir suçlu gibi ezik... Şehirden 35 km uzaklıkta terk edilmiş bir viranede yaşam mücadelesi veren çocukları koklayışını unutamıyorum… Sevgiyle umut aşılamasını unutamıyorum. Kendi imkânlarıyla tedarik ettiği temel ihtiyaç malzemelerini takdim ederken şefkatine, merhametine, vakarlığına ve tevazuunu unutamıyorum. (Allah, bu şahitliğimizi kabul buyurursa Şükrü Ağabey’e bunu reva görenlerle yevmi mahşerde hesaplaşacağız inşallah.)

İşten-aştan ziyade, dostların vefasızlığı yıkmış koca çınarımızı. Bozulan sağlığı ve hizmet aşkının engellenmesi çınarımızı derinden yaralamış. Defalarca mevzuyu açmak istedim; fakat yüzüm tutmadı ki nedenini ve niçinini öğreneyim. Kulaklarım duymak istemiyor, beynim idrak etmek istemiyor bu yanlışı kabullenmeye. Nerden ve nasıl olduysa birileri bu yanlışa evet demiş. İnanıyorum ki bu şehir bu eveti vefa borcuyla bozacak. Bozmalı ki, vefanın sadece İstanbul’da bir semt olmadığını gönüllere haykırsın.

Bizi affet koca çınar; sana ve ahdine sahip çıkamadık. Bu şehir bu lekeyle fazla yaşamamalı bence. Bir an evvel Şükrü Ağabeyimize sahip çıkmalı.

Siverek Sevdası için yaptıklarını, mazluma nasıl umut feneri olduğunu, yazılarınla genç kalemleri nasıl uyandırdığını, makam mevkiinin geçiciliğini vefanın ise baki olduğunu biz sende öğrendik.

Birileri bu yanlışı, Bağdat’tan geri çevirmesine geri çevirecekte, bu dönüşte bir daha Şükrü Ağabey bulunur mu bulunmaz mı işte onu bilemiyoruz. Bizi affet güzel insan, sana sahip çıkamadık. Bu şehir bir daha senin cefanı sergileyecek birini bulamayacak belki, fakat şuna emin ol ki, mesleğini yaşadın, hak taraftarı oldun, yazdın-okudun ve halka verdin; bu bir hakikat.

Vefayla kal güzel insan! Hak namına seni seviyoruz!


23 Mart 2018 Cuma 18:44

http://www.siverekgenclik.com/yazar/-sukru-dolas-ile-vefalasmak-2478.html