Kadir BÜYÜKKAYA

UZAK DİYARLARI YURT EYLEDİK-19.BÖLÜM


Kadir BÜYÜKKAYA
4 Ağustos 2018 Cumartesi 16:22

UZAK DİYARLARI YURT EYLEDİK

19. BÖLÜM

 

Kak Fuad son derece sıkıntılıydı. Başını önüne eğmiş durmadan bir şeyler düşünüyordu. Farklı ihtimaller üzerinde kafa yorarak, onun bu düşünceli halini çözmeye çalışarak, anlamlandırmaya çalıştım. Bir müddet sonra Kak Fuad başını kaldırıp büyük bir acıma duygusuyla yüzüme baktı. O an yüreğimin bir yerinden bir şeyler koptu. Hava boşluğuna düşmüş gibi oldum. Çok önemli bir şeylerin olduğuna artık kesin gözüyle bakıyordum. Kak Fuad birazdan içine düşeceğim ruh halimi tahmin etmiş olacaktı ki konuya bir türlü girmek istemiyordu. Onun bu suskun hali beni çıldırtıyor, mahvediyordu. Kak Fuad’ın kendini ifade etmede zorlanması karşısında girdiğim sabırsızlık ateş topuna dönüşüp tepeden tırnağa beni yakıyordu. Kak Fuad en nihayetinde çözüldü ve Necmettin abinin yakalanmasıyla ilgili aldığı o uğursuz haberi bana tane tane aktardı.

 

Kak Fuad, “Kak Kadir üzülerek belirtmek zorundayım ki dün gece arkadaşlar bana kak Necmettin’in (Selah’ın ) yakalandığını haber verdiler. Bir iki kez telefona el attımsa da bu kötü haberi sana vermeye bir türlü gönlüm razı olmadı”  dediğinde başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. Beynim uyuştu. Göğsümde daha önce hiç karşılaşmadığım türden korkunç bir  sıkışma oldu. Kalbim dışarıya fırlayacakmış gibi hızlı hızlı çarpmaya başladı. Bütün vücudumu ateş bastı. Kapağı açık bırakılan bir fırın karşısında duruyormuşum gibi yüzümün alev alev yandığını hissettim. Saç köklerimden parmak uçlarıma kadar terlediğimi fark ettim. Ağzım kurudu, dilim damağıma yapıştı. Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilmez bir halde Kak Fuad’ın yüzüne bakıp durdum.

 

İçine düştüğüm cehennemi gören Kak Fuad yerinden kalkarak gelip beni dostça kucakladı. Kak Fuad’ın teselli içerikli sözlerini duyacak durumda değildim. Kendimi hiçbir zaman böylesine yıkıcı, böylesine tahripkâr bir habere hazırlamamıştım. Necmettin abinin yakalanma ihtimalini bir gün olsun aklımdan geçirmemiştim. Kısacası yüksek ölçekli bir depreme tedbirsiz ve hazırlıksız yakalanmıştım.

 

Daha bir ay kadar önce Necmettin abi Berlin’de bir arkadaşın evindeydi. Bana telefon açmış, sağdan soldan uzun uzun konuşmuştuk. Telefon konuşması sırasında  her zaman olduğu gibi yine bana hayatıma yön verecek çok değerli nasihatlerde bulunmuştu. Annemi, babamı, kardeşlerimi, akrabalarımı, halkımı,  ama özellikle de annemi çok önemsememi istemişti benden. Annemden söz ederken, “Annelerimiz yaşamları boyunca kahrımızı çok çektiler; bu yüzden onların değerini herkesten çok daha fazla bilmemiz gerekir” demişti.

 

Okuluma dikkat etmemi, çevremde bulunan güneyli dostlara değer vermemi, Hollandaca ve İngilizcenin yanı sıra anadilime önem vermemi, hayatın her alanında kendimi geliştirmemi sıkı sıkıya tembihlemişti bana. Konuşmasının bir yerinde Necmettin abinin duygulandığını fark etmiştim. Konuşma tarzında bir veda havası vardı. Bunu sezmiş ve ürkmüştüm.

Daha önce Necmettin abinin Türkiye’ye sık sık girip çıktığını sağdan soldan duymuştum. Onun tehlikelere meydan okuyan yapısını ve huyunu bildiğimden konuşma sırasında “Acaba yine böyle bir şey mi düşünüyor?” diye aklımdan geçirip tedirgin oldum. Necmettin abinin göze almaktan kaçınmadığı bu tür teşebbüslerin onun için ne kadar tehlike arz ettiğini, ne kadar sakıncalı ve riskli olduğunu bildiğimden konuyla ilgili kaygılarımı dile getirerek, kendisine bazı serzenişlerde bulundum.

 

Necmettin abi, konuşmasının bir yerinde bana “Bir süreliğine benden haber alamayabilirsin. Sana bir isim ve bir de adres bırakacağım. Herhangi bir konuda bir sıkıntın olduğunda bu adrese mektup yaz. Arkadaşlar bana  ulaştırır” dedi ve bana bir adres verdi. Daha sonra konuşmamızın sonuna doğru “Amcam ve yengeme iletmek istediğin bir şey var mı?” diye sordu. Necmettin abinin ağzından çıkan bu ifadeleri duyunca fazlasıyla paniğe kapıldım ve kendisine “Keko, yoksa senin Türkiye’ye giriş yapma gibi bir planın mı var?” diye sordum. Gayet sakin bir şekilde “Yok yok, öyle bir planım yok. Bu şartlarda insanın Türkiye’ye giriş yapması için aklını yitirmesi gerekir” dedi ve ekledi: “Yakında yukarıya birileri gidecek. Anne ve babana iletmek istediğin bir şey varsa onlarla iletebilirim.” dedi.

 

Bu son sözleri onun ağzından duyunca onun adına sevindim ve rahatladım. Demek ki dağ taş cayır cayır yanarken, gökten insanların başına belanın her türlüsü yağarken Necmettin abinin aklında kendini sınırlara vurma gibi sakıncalı bir plan yoktu! Keşke öyle olsaydı! Keşke bu konuda bana doğruları söylemiş olsaydı? Demek ki öyle değilmiş. Demek ki benimle konuştuğunda memlekete gitme kararını çoktan vermişti.

 

Ama neden? Herkesin kendisini yurtdışına attığı bir dönemde Necmettin abi Türkiye’ye neden giriş yapmıştı? Onu buna mecbur eden şey neydi? Yaşamına mal olabilecek böyle bir riski nasıl göze alabildi, buna nasıl cesaret edebildi!  Dahası tedbir konusunda birçok insana ders verecek durumda olan Necmettin abi tedbiri elden bırakıp kendini nasıl ele vermişti!

 

 

Devam  edecek...

 

 

 

Kadir Büyükkaya / Hollanda

k.buyukkaya@hotmail.com


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık