Kadir BÜYÜKKAYA

UZAK DİYARLARI YURT EYLEDİK-14.BÖLÜM


Kadir BÜYÜKKAYA
21 Haziran 2018 Perşembe 22:45

UZAK DİYARLARI YURT EYLEDİK

14. BÖLÜM

 

O  gün bize reva görülen o hakareti düşündükçe gece boyu mideme korkunç kramplar girdi. Başımın içine saplanan ağrılardan kurtulmak için sabaha kadar bir sürü ağrı kesici aldım. İnsan insanı neden bu kadar hakir görüp küçümsüyordu? Kendimi bildim bileli Siverek’te bizim evde her yıl iki kişi kurban kesimine katılırdı. Bunlardan birisi dedem diğeri babamdı. Payımıza düşen etin tamamına yakını  fakir fukaraya dağıtılırdı. Kurbanı kesenler bıçaklarını yıkayıp öyle evlerine dönerdi. Kesilen etin tadına bakmak sevap sayıldığından kurbanı kesenler sadece bir yemeklik kadar  eti evine götürür, geriye kalanı fakir fukaraya dağıtırdı. Çocukluğumuzda mahale mahalle, sokak sokak fakir fukaraya kurban eti dağıtmaktan ayaklarımıza kara sular inerdi.

 

Bunun dışında Siverek’teki evimizde her Allahın günü, hemen hemen her gece onlarca misafir ağırlanırdı. Köylerde yaşayan yüzlerce dost ve akrabamız “Mehmet amcanın sofrası geniştir,  Ğezal anamızın elinden yemek yenilir” diyerek evimizi kendi evleri gibi görürdü. İçinden geldiğim ortamın sosyal gerçekliği bu iken ceplerinde buldukları birkaç kuruşla başı dönecek kadar basitleşen kişilerin olur olmaz davranışlarla belkide farkında olmadan bizi incitmeye kalkışmaları bizi fazlasıyla kırıyordu.

 

Bu ve buna benzer davranışlardan çıkardığım, hayatım boyunca gözden uzak tutmadığım birçok husus ve ders oldu. Bu derslerden biri şudur:   İnsanoğlu cebinde gördüğü birkaç kuruşun cazibesine kapılarak insanlara tepeden bakmamalıdır. Senin tepeden baktığın insanın kişiliğinde kim bilir ne cevherler saklıdır. Küçümsediğin, beşer yerine koymadığın o insanın geçmişinde ve kültüründe kim bilir saygı duyulacak ne kadar güzellik vardır!  Senin hesaba katmaya tenezzül etmediğin o güzellikler, sahip olduğun dünya malının çok üstünde bir değere sahiptir. Azıcık tanıdığın o insanın yüreğinde kim bilir ne hazineler saklıdır!  Sen, görünmeyen bu hazinelerin üstüne basarak karşındaki insanın değerini aşındıramazsın, ama böylesine bir davranış seni hiçe dönüştürür. Bunu böyle bilesin!..

 

Hasan’la olan dostluğumuz, arkadaşlığımız ve kirveliğimiz bu yabancı elde hep devam etti. Evlenip başka bir şehre yerleşince Hasan’la olan ilişkimiz ister istemez biraz sekteye uğradı. Ama her şeye rağmen samimiyetimiz  şu veya bu şekilde hep devam etti. Her sıkıştığımızda birbirimizin yardımına koştuk. Bayram, yılbaşı ve diğer özel  günlerde bir araya gelmek için imkanlarımızı zorladık. Bir araya geldiğimizde geçmişte kalan anılarımızdan söz ederek kah güldük, kah üzüldük.

 

Amsterdam’da Hasan’la birbirimizden ayrıldığımız dönemlerdi. Hasan Amstelveen’de ağırlıklı olarak üniversite öğrencilerinin kaldığı bir siteye yerleşmişti. Ben de ileride kendisinden genişçe söz edeceğim arkadaşım Abdullah Gök’ün evinde kalıyordum. Batmanlı arkadaşım Abdullah, değerli eşi Şükran’ı daha yenilerde Hollanda’ya getirmişti.

 

Bir gün, gecenin ilerleyen bir saatinde evimizin telefonu çaldı. Telefona Abdullah arkadaş koştu. Amsterdam’daki bir hastaneden aranıyorduk. Telefondaki bayan memure, Hasan Kongül isimli bir şahsın mobilet kazası geçirdiğini, acil serviste tutulduğunu, telefon numarasını ondan aldıklarını söyleyip hemen hastaneye gelmemizi istedi.

 

Abdullah arkadaş olup biteni anlatınca büyük bir korkuya kapıldım. Aklıma gelen ilk şey “Hasan’a bir şey olursa annesine, kardeşlerine ne derim?” oldu. Birbirimizden ayrıldığımız için kendimi suçlu gibi gördüm, öyle hissettim. Abdullah arkadaşla hazırlanıp hemen  hastaneye koştuk. Hastane kaldığımız yerden fazla uzak değildi. İlkyardım kapısından içeri girerek, müracaat masasından Hasan’ı sorduk. Görevli Hasan’ın kaldığı odayı tarif etti. Odaya vardığımızda Hasan bir sedyenin üzerinde boylu boyunca hareketsiz yatıyordu. Başında iki hasta bakıcı vardı. Kibar hasta bakıcılara kendimizi tanıttık. İçeriye girdiğimizi fark eden, sesimizi tanıyan Hasan arkadaş, başını çevirip bize doğru bakmayınca endişelendim. Boş gözlerle tavana bakıp duran Hasan’ın başucuna giderek, “Ne oldu, nasılsın?” diye sordum. Hasan’dan yanıt alamayınca kaygılarım daha da arttı. Meğer doktorlar ona kendini yormamasını,  başını sağa sola çevirmemesini söylemiş, o da doktorların tavsiyesine uyuyormuş.

 

Hasta bakıcılara dönüp olan biteni sorduğumda, her şeyi bütün ayrıntısıyla bize anlattılar. Hasan mobiletiyle bir arabaya çarpmıştı. Hayati tehlike olmasa da tedbir amacıyla yirmi dört saat gözetim altında tutulmalıydı. Kafasında bir sarsıntı var mı yok mu anlamak için zamana ihtiyaç vardı.

 

Hasta bakıcı bu bilgileri bizimle paylaştıktan sonra Hasan’a dönerek olayın nasıl geliştiğine dair birkaç soru sordu. Hasan arkadaş gözleri tavanda bir noktaya sabitlenmiş halde meseleyi tane tane izah etmeye çalıştı. Hasan’ın tane tane konuşması biraz tuhafıma gitti. Bunun nedenini sorduğumda hasta bakıcı, “Biraz korkmuş, o yüzden” dedi.

 

Yarım saat kadar sonra kontrol için iki doktor içeri girdi. Bizimle tokalaşarak geçmiş olsun dileklerini ilettiler. Hasan’ı tepeden tırnağa kontrolden geçiren doktorlardan birisi  “Korkulacak  bir durum yok ama bu gece yalnız kalmasın. Anladığımız kadarıyla siz yakınısınız.  Bu gece sizinle kalsın. Yarın kendi evine gidebilir” dedi. “Tamam olur,” dedik.  “Haydi gidiyoruz” diye hareketlendiğimizde aynı doktor, “Yok, olmaz. Sayın Kongül’ü kendi arabanızla eve götürmeniz doğru değil. Beyin sarsıntısı olasılığını göz önünde bulundurarak onu ambulansla görevliler eve bırakacak” dedi. “Tamam olur” dedik yine. Bunun üzerine doktorlar el sıkışıp işlerinin başına döndüler.

 

Çok geçmeden iki ambulans görevlisi içeri girdi.  Hasan’ı sedyeye bağlayıp üstünü örtüler. Biz önde, ambulans arkamızda eve ulaştık. Görevliler Hasan’ı sedyeyle yukarıya çıkarana kadar akla karayı seçtiler. Görevliler gittiğinde,  Hasan’ı, Şükran kardeşimizin hazırladığı yatağa büyük bir itinayla yatırdık. Şükran Hasan’a “Aç mısın?” diye sordu.  Hasan “Evet, biraz açlığım var” deyince hemen bir şeyler hazırlayıp getirdi. Hasan yemeğini yedikten sonra derin bir uykuya daldı. Ertesi gün erkenden uyandı. Kahvaltıdan sonra iyi olduğunu söyleyerek eve gitmek istedi. Onun bu önerisine ne olur ne olmaz diye sıcak bakmadık. Akşama kadar beklemesini söyledik. Akşama doğru durumunda bir anormallik görmediğimizden arabayla evine bıraktık. Birkaç gün boyunca telefola arayarak durumunu sorduk. Kaygılanmaya gerek olmadığına kanaat getirince büsbütün rahatladık.

 

 

Devam edecek...

 

 

Kadir Büyükkaya / Hollanda

k.buyukkaya@hotmail.com


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık