Mustafa Karadağlı

HER KONUDA YAZMAK


Mustafa Karadağlı
28 Ağustos 2019 Çarşamba 15:56

 

Dünyadaki son gelişmeler karşısında değerli okuyucularım ve öğrencilerimden suskunluğumu ima eden sayısız mesaj ve mail almaktayım:

Durumu anlatan bir yazı yazmayacak mısınız?

Bu konu hakkında ne düşüyorsunuz?

Bu olay size bir şeyler hatırlatmıyor mu? Ardı arkası kesilmez sorular…

Değerli dostlarım, her konu hakkında asıp kesmek iyi bir kalemin işi olmamalı. Bir insanın tüm konularda yorum yapabilmesi cahilliğinin alametidir. Bu aralar bol bol İvo Andriç ve Meşa Selimoviç okuyorum. Okudukça da yer yüzünde değişen bir şeyin olmadığını, gök kubbe altında söylenmemiş bir sözün kalmadığına kani oluyorum. Doktorlar hastalarına ilaç yazarlar malumunuz. Bir eğitimcinin işi de reçete olarak kitap yazmaktır zannımca…

Bu vesileyle okuduğum Derviş ve Ölüm tam günümüzün portresini çiziyor. Fırsatını bulanlar bu kitabı mutlaka okumalı. Kitap günümüz dünyasının tam bir ruh çözümlemesi. Meşa (Mehmet) Selimoviç , Hırvat güçler tarafından kurşuna dizilen ağabeyinin ölümü, kendisi üzerinde büyük bir etki bıraktığından yüreğinden gelen bir feryatla kaleme almış eseri. Yazar, kitabı için şunları söylemiş:

"Bu, her şeyden önce felsefi ve psikolojik bir romandır. Dürüst bir kişiliğe sahip olmasına rağmen, Derviş'in düşünce tarzı dogmatik, belli kalıpların dışına çıkmayan bir düşünce tarzıdır; oysa hayat ona tuzaklar kurmakta, onun sözde sarsılmaz düşünce tarzının ve dünya karşısında takındığı tavrın zırhını paramparça etmektedir. Yazarken beni özellikle ilgilendiren dildi; dilin kendi içinde gizlediği, etkileyici psikolojik durumların ifade edilebilmesini sağlayan olanaklardı."

Kitabın adına bakarak daha baştan yanlış bir algılama içine girebilirsiniz. Çünkü bu kitaptaki derviş bildiğimiz dervişlerden çok farklı. Adı derviş olan fakat güncel hayat içinde tümüyle ihtiras, kin ve intikam duygusu hala üzerinde etkili olan bir derviş. Romanın baş karakteri Mevlevi Şeyhi Ahmed Nureddin’in ölümü yaklaşanları teselli etmek için çağrıldığında yaptığı teselli konuşmalarındaki ölüm anlayışı, ölüme Şeb-i Aruz, kavuşma gecesi diyen Hz. Mevlana'nınkinden çok farklı.

Bosna'nın Osmanlı hakimiyeti altında olduğu dönemlere denk gelen bir tarihte kardeşi haksız yere öldürülen bir Mevlevi şeyhinin iç dökümü, çaresizliği ve hesaplaşması şeklinde katmanlı bölümlerden oluşan son derece derin tasarlanmış bir eser, Derviş Ve Ölüm. Kitabın temel dayandığı gerçek bir yaşam öyküsü:

"Hokka ile kaleme and olsun ki.." (Kalem sûresi/1) girişi ile başlatıyor kitabı. Yani, can hokkasına batırılmış kalemden süzülen kanlı satırların romanı bu. Psikolojik çözümlemelere, farkına varmanın gücüne, inancın ve benliğin sorgulanmasına kışkırtıcı betimlemelerle tanık oluyorsunuz kitapta. Güç ve güçlü olmak üzerine yazılmış değerli bir başyapıt. Hikaye de kardeşi haksız yere öldürülen, Mevlevi tekkesinin dervişi Ahmet Nureddin'in yaşadığı bu acı tecrübe fazlasıyla ağır bir dille anlatılıyor. Kardeşinin haksız yere idama mahkûm edilmesinin ardından dervişin yaşadıkları, yazar tarafından mükemmel bir şekilde yansıtılmış edebiyata. Yazarın gerçek hayatta da kardeşinin idamına tanık olması eserin bu kadar sahici olmasında önemli bir rol oynamış.

Manevi dünyasında tamamen teslimiyetle dolu bir tekke hayatı yaşayan dervişin; kardeşinin idamının ardından dünya sorunlarıyla kuşatılışı, dervişlik kimliğinden uzaklaşarak uğradığı haksızlığa isyan edişi romanın çıkış noktasını oluşturuyor. Bu kitabı salt bir tasavvufi roman ya da basit bir intikam hikâyesi veyahut dostluk üzerine yazılmış bir eser olarak görmek hitaba haksızlık olur. Dünya çapında büyük ses getiren bu eser 1974 ve 2001’de sinemaya uyarlanmış.

Meşa ( Mehmet ) Selimoviç, ağabeyinin masumiyetini bilse de, maalesef sistemin kurbanı olmuş. Tıpkı bugün dünyadaki yüz binlerce masum insan gibi, ağabeyi de işlemediği bir suç yüzünden ağır bir ceza yemiş. Selimoviç, doğrudan ağabeyinin hikayesinin anlatmak yerine daha eski devirlere giderek adalet, hak, hukuk gibi kavramları tasavvuf üzerinden başka bir hikaye ile işlemiş ve mevcudun hikayesi yerine ruh halini anlatmış. Her anlamda çok başarılı bir edebiyat eseri, tasvirler, anlatım, kurgu... Mükemmel. Dostoyevski tarzı var. Suç ve Ceza'daki gibi biraz da. Tam bir toplum ahlakı romanı yani. Özellikle lise mezunu yeni gençler sınavlara hazırlanmaya başlamadan önce bu kitaba başlamalı.

Baş yapıt sayılabilecek bir eser. Güçlü bir hikâye, iyi işlenmiş karakterler, son derece edebi bir dille çok iyi anlatılmış. Yazarın işini çok iyi yaptığı kesin. Çeviri de çok iyi bir çalışma olmuş kanımca.

Yazarın, hayatında devrime inanan sadık bir vatandaş olmasına rağmen, devrim tarafından cezalandırılması, duygularıyla politik fikirlerinin çatışmasına sebep olmuştur. Romanda bu çatışma, birinci kahraman Mevlevi tekkesi şeyhi Ahmed Nureddin'in duyguları ile inancı arasında bir çatışma olduğu kesin. Ahmed Nureddin bir derviştir ve temsil ettiği misyon gereği hoşgörülü olmalıdır. Ne var ki olaylar onu, her geçen gün, hoşgörüden uzaklaştırıp nefrete doğru götürmektedir.

Roman, bir Hıdırellez gecesi başlar. İnsanların hayvanca eğlenceleriyle geceyi dahi kana buladıkları bu Hıdırellez gecesinde Ahmed Nuretddin'i, kendi iç muhasebesinde insanlara acıyan ve gidişatı kötü gören; bununla beraber, kendi konumuyla da çok barışık olmayan bir şeyh olarak görmekteyiz romanda.

Ahmed Nureddin'in kardeşi Harun, tam olarak belli olmayan bir suçtan dolayı kaleye hapsedilir. Ahmed Nureddin, kardeşini kurtarmaya çalışır. Ne var ki kısa zamanda acı gerçekle karşılaşır: Kardeşi hapisteyken öldürülmüştür. Olayın peşini bırakmayınca yönetimdeki gizli güçlerle mücadele etmek zorunda kalmıştır. Kendi düzenlerini kuran ve insanlar üzerinden çıkar sağlayan dönemin yöneticileri, Ahmed Nureddin'in kardeşinin ölümünü fazlaca kurcalaması sebebiyle, onu da hapse atarlar.

Şeyh Ahmed Nureddin hapiste çok sıkıntılı bir dönem geçirir. Gerek hapsedilme süreci, gerekse hapisteyken yaşadıkları, onda dervişlikten gelme hoşgörü ve itaat duygularını yok eder. Hapisten çıktıktan sonra düzene karşı isyan bayrağını açar. Hem vicdanını hem hayatını kurtarma mücadelesine soyunur. Bütün bu değişimleri yaşarken nefret duyguları da olabildiğince gelişir. Tekkeyi terk eder. Şeyhlikten uzaklaşır. Ancak Ahmed Nureddin, güçsüz olması sebebiyle, kendine ve kardeşine eziyet edenlere karşı koyamaz. Yine kendisi zarar görür. Ahmed Nureddin'i isyana zorlayan, tekkeyi terk ettiren siyasi durum ve kişiler en sonunda onun da ölüm fermanını hazırlarlar. Daha ziyade, dervişliği ile dönemin siyasi ve sosyal şartlan arasında sıkışan bir şeyhin dramı anlatılır. Onun dile getirdiği şu düşünceler, Ahmet Nureddin'in içinde bulunduğu sıkıntıyı özetler:

"Şimdi ben neyim? Ödlek bir kardeş mi, yoksa inançsız bir derviş miyim? insanlara olan sevgimi mi yitirdim, yoksa inancım mı zayıfladı? İnsan şeklini mi, inancımı mı yoksa ikisini birden mi yitirdim ben?"

Selimoviç kitabında, Derviş’in gözünden yapılan betimlemeleri ustaca kaleme almış. Okuyucuların iç dünyalarını çalkalandıran bu olayları okuyunca çok etkilenecek günümüz dini oluşumlarının içinde bulunduğu psikolojiyi daha iyi anlayacaksınız. Derviş’ in sorgular içinde geçen hisleri düşünce dünyanızı genişletecek ve olayları daha iyi tahlil edebileceksiniz. Bu roman bir insanın aslında birçok insan olduğunu sizlere gösterecek. Zevkle ve dikkatle okuyacağınız, okurken de hislerinizin yoğunlaşacağı bu kitap hepimize hayatı bir kez daha düşündürecek. Bu hazin öyküde çaresizliğin içinde çaresiz kalmayı anlayacak ve niye her konuda yazmadığımızı anlayacaksınız.

Selam ve Muhabbetle…

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Haberler

Yukarı Çık